3 Ocak 2010 Pazar

Dan Brown-Kayıp Sembol




Dan Brown; Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar'dan sonra Kayıp Sembol’de insanlığın yüzyıllardır beklediği bir gerçeğin peşinde... Harvard Simgebilim Profesörü Robert Langdon, Kongre Binası'nda konferans vermesi için yakın bir arkadaşından davet alır. Ancak, Washington'a varır varmaz oldukça garip bir durumla karşı karşıya kalan profesör, kendini korkunç bir oyunun ortasında bulur. Kongre Binası’na bırakılmış olan bir sembolün -yakın arkadaşı Peter Solomon'ın kesik eli- varlığını haber veren bir telefon, Langdon'ı hiç de yabancısı olmadığı bir dünyaya davet etmektedir. Antikçağlarda kullanılan bu sembolik çağrı, daveti alan kişiyi ezoterik bilgeliğin hüküm sürdüğü, çok eskilerde kalmış kayıp bir dünyaya sürükleyecektir. Sonu belli olmayan bu mistik daveti arkadaşını kurtarmak için kabul eden Langdon, bir anda masonik sırların, saklı kalmış tarihin ve o güne dek görmediği yerlerin gizli dünyasında inanılmaz bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalır. Artık cevaplanması gereken sorular vardır: İnsanlığın Altın Çağı, açılmaması gereken bir kapının aralığından sırlarıyla birlikte yok mu olacak, yoksa hikmetin ışığında tüm soruların cevapları mı bulunacaktır?...
http://www.4shared.com/file/175861685/fcf28070/Dan_Brown_-_The_Lost_Symbol.html

30 Kasım 2009 Pazartesi

The Library Student Advisory Board: Why Your Academic Library Needs It and How to Make It Work By Amy L. Deuink, Marianne Seiler


This is a practical guide written by two professionals with real-world experience establishing a library student advisory board. Penn State University's Schuylkill campus library has such a board, operating beautifully. Different from traditional student advisory boards, the club at Penn State Schuylkill resembles a public library's "friends" group. The activities of the club benefit not only the library and campus but the club members themselves. Just how much time, effort, and know-how is required to form a library student advisory board? Here is the answer. Useful advice is offered on how to get a club started, how to recruit new members and keep them active, the duties of the club advisor, basic "do's and don'ts" of fundraising, and how to build a successful relationship between the club, the library director, and the library staff.

http://depositfiles.com/en/files/6usn5f5p2

http://uploading.com/files/CEFLECE4/0786435607%201.rar.html

25 Kasım 2009 Çarşamba

Brad Abrams, «.NET Framework Standard Library Annotated Reference, Volume 1»

Edited by a Lead Program Manager on Microsoft's .NET Framework team, .NET Framework Standard Library Annotated Reference, Volume 1, is the definitive reference for the .NET Framework base class library. This book set utilizes extensive annotations and code samples from the creators of the technology to move beyond the online documentation and provide .NET developers with a dictionary-style reference to the most-used parts of the Framework. This volume covers a subset of the ISO CLI Standards, including the Base Class Library and the Extended Numerics Library.

http://uploading.com/files/TVN2GTPS/net-framework-standard-library-annotated-reference-volume-1-base-class-library-and-extended-numerics-library-1-e.9780321154897.24933.chm.html

The Enduring Library: Technology, Tradition, and the Quest for Balance



From one of the profession's most prolific writers and passionate scholars, this book is billed as a "manifesto" that will help librarians strike a balance between the ideas of technology dominance and the tradition of library service. Gorman's premise is that to understand the impact of technology on society and libraries, we need to have a clear view of the history and evolution of communications technology. He holds that library life has always been affected by technology, suggesting that we are not in a transformational time but at an important point in the evolution of libraries. He also examines reading in the digital world and the nature of the Web, library work and the future of libraries (focusing on reference and cataloging), and two ailments of modern living--information overload and stress. Librarians and library administrators interested in forecasting, information technology, library trends, and professional ethics will want to read this insightful and provocative book

17 Ekim 2009 Cumartesi

Library Web Sites: Creating Online Collections and Services

Library Web Sites: Creating Online Collections and ServicesPublisher: American Library Association ISBN: 0838908721 edition 2004 PDF 146 pages 1,2 mbLibrary Web Sites: Creating Online Collections And Services by A. Paula Wilson (Adult Services Coordinator, Maricopa County Library District - Arizona) is a direct-to-the-point instructional guideline to creating a patron-centered library website, whether featuring basic or advanced online library services. Offering an invaluable checklist of essential qualities, and detailed "how-to" explanations for managing content using database-backed web pages; integrating external content into the site; conducting reader's advisory services online, and so much more, Library Web Sites is a nicely organized and presented, easy-to-understand instructional, and an absolute "must-have" for anyone charged with designing or maintaining such a online library website.

http://uploading.com/files/DD49D9HA/0838908721.rar.html

17 Ekim 2008 Cuma

Bilgi!
Sözlük anlamıyla bilgi, öğrenme, araştırma ve gözlem yoluyla elde edilen her türlü gerçek, malumat ve kavrayışın tümüdür. Bilgi, çok farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Bilgi doğruluğu ispatlanmış inançlardır. Bilgi, önceden belirlenen bir dizi sistematik kural ve prosedüre uygun bir biçimde işlenmiş enformasyondur. Bilgi, sosyal varlık olan insanlar arasındaki iletişim sırasında paylaşılan, aktarılan ve yeniden şekillendirilen tecrübe ve enformasyonlardır .Bilgi, belirli bir durum, sorun, ilişki, teori veya kurala ait veri ve enformasyondan oluşan anlayışlardır. Bilgi içinde yaşadığımız dünyayı ve olayları yorumlamak ve yönetmek için uyguladığımız bir dizi anlayış, kavrayış ve genellemeler ile bize güçlü bir kavrayış ve bakış açısı kazandıran her türlü zihni faaliyettir. Bilgi, sosyal olaylarda karşımıza çıkan eylem ve olayları anlamamıza yardım eden işaret ve kodlamalardır. Bilgi, insanların ve organizasyonların etkin bir biçimde eylem gerçekleştirmeleri için sahip olmaları gereken kapasitedir .
BİLGİNİN ÖZELLİKLERİ.
Niceliği :bilgini ölçüle bilirliği ve sayısal özellikleri Niteliği:bilginin bütünlüğü doğruluğu ve dayanıklılığı.
Bilginin içeriği: konusu ve anlamı.
Bilginin yapısal özelliği : nasıl biçimlendiği ve hangi formatta nasıl bir düzenle ifade edildiği .
Bilginin süreci : bilginin değerini kaybetmeden koruma süreci.
Bilginin dili: simgeler , alfabe ,kodlar biçiminde ifade edilerek anlatımı .
BİLGİNİN DEGİŞİK ANLAMALARDA KULLANIMI
Bilgi çok değişik anlamlarda kullanılmaktadır.
1. Daha önce bilinmeyen bir şey olması;
2. Kişilere ipucu sağlaması;
3. Bilinenleri etkilemesi;
4. Verinin nasıl yorumlanacağını göstermesi;
5. Kişiye ulaştığında faydalı olması;
6. Karar vermede kullanılması;
7. Belirsizliği azaltması;
8. Cümlelerdeki kelimelere anlam vermesi;
9. İfade ettiğinden daha çok değer taşıması;
10. kişinin inançlarından veya beklentilerinde değişiklikler yaratmasıdır;
İnsan yaşamı boyunca bilgi çeşitli anlamlarda kullanılmıştır .
Ticari ürün olarak bilgi.
Enerji olarak bilgi.
İletişim olarak bilgi. Gerçek olarak bilgi.
Veri olarak bilgi.
Bilgi olarak bilgi.
Süreç olarak bilgi.
BİLGİ VE BELGE GEREKSİNİMLERİ.
İnsan doğumundan itibaren yaşamı boyunca daha iyi yaşaya bilmek ve daha ileriye gitmek için bilgiye hayati oranda ihtiyaç duyar, bilgi gereksinimi insan için temel yaşam gereksinimleri olan hava, su , yiyecek ve barınaktan sonra gelen en önemli gereksinimdir.Bilgi gereksinimlerinin oluşmasını sağlayan dört gereksinimi şöyle sıralaya biliriz.
Bilinçli yada bilinçsiz olarak bilgiye gereksinim duymayla oluşan “var olan ancak belirtilmeyen gereksinim”
“Bilinçli gereksinim”;
Sorunun açıkça tanımlandığı ”biçimlenmiş gereksinim ”
Yeniden düzenlenerek kaynaklardan elde edilebilir hale getirilen “uzlaştırılmış gereksinim” dir.
Bilgi gereksinimine yönelik tanımlar aşağı’daki şekillerde yapılmıştır.
Kişinin; çevresindeki olayların ve başarmak istediklerinin , şimdiki düzeyine uymadığını fark ederek önlem almaya yönelmesidir( line 1981:80 ).
Genelde yaşamla özelde işle veya kişisel durumlarla ola bilinmeyenlerin ortaya çıkarılması ve nelerin bilinmediğinin tanımlanmasıdır ( krikales 1983 : 6)
Geçerli veya içten gelen sebeblerle bilgiyi elde etme amacına katkıda bulunan koşuldur (Derr 1983:276)
Kararsızlığın nedenini belirleme , güç durumdaki kişinin ilerlemesine engel olanı tanımlama veya kişinin aldığı mesajlarla eksikliğini algılamasıdır(rohde 1986 :53)
Kişiyi etkileyen çeşitli durumların davranışa yada soruya çevrilmesiyle bilgi gereksinimleri ortaya çıkmaktadır .Gnelde iki tür bilgi gereksinimleri olduğu kabul edilmektedir . Bunlarda ilki ; konu sınırları açıkça tanımlana bilen, tam olarak sorula bilen ve yanıt alına bilen , yanıtlanınca ortadan kalkan “ somut bilgi gereksinimleri” dir . Diğeri ; konu sınırları belirlenmemiş , tam olarak ifade edilemeyen , karşılanamayan ve uzun müddet sürebilen ” soruna yönelik bilgi gereksinimlerdir .( farnts ve brush 1988:86-91)
Bilgi gereksinimlerini karşılamaya yönelik çalışmalarda en önemli sorun ; kişilerin isteklerini , kullandıklarını bilmelerine rağmen neye gereksinim duyduklarını bilmemeleri veya belirtememeleridir . (faibisoff ve elly 1976:3)
Bilgi gereksinimlerini ve bilgi gereksinimlerinin karşılanmasıyla ilgili araştırmaları inceleyen faibisof ve ely (1976:9-11) bilgi gereksinimlerinin karşılanmasına yönelik şu genellemeleri yapmışlardır.

1. Kişiler en kolaylıkla elde edebilecekleri bilgiyi arama eylemindedirler;
2. Kişiler bilgi, ararken alıştıkları yöntemleri izlerler ;
3. Toplumlar bilgi kaynaklarını ve onların kullanımını tamamen bilmezler ;
4. Yüz yüze iletişim en önemli bilgi kaynağıdır;
5. Değişik kişiler değişik bilgi kaynağı kullanırlar;
6. Gereksinim duyulan bilginin yapısı ve kapsamı konudan konuya ve gruptan gruba değişir ;
7. Kişilere gereken bilgi miktarı çeşitlilik gösterir.
8. Bilgi miktarı kişinin kullana bileceğinden çok farklıdır.
9. Kişinin bilgi gereksinimleri mesleğinin değişik aşamalarında ve tasarılarda ki değişikliklerle farklılık gösterir .
10. Resmi veya gayrı resmi kaynaklardaki yetersizlikler bilgiye erişmeden bilgi kaybına neden olur.
11. Bilgi erişim hizmetlerinde sık sık eksiklikler oluşur.
12. Bilgi miktarı ve kalitesi arasında genellikle ters orantı vardır .
13. Bilgiye kolaylıkla erişim için planlama yapılmalıdır
14. Bilgi gereksinim duyulduğunda , zamanında ve tam olarak sağlanmalıdır.

15 Ekim 2008 Çarşamba

ARŞİVCİLİĞİN TOPLUMSAL TARİHİ

ARŞİVCİLİĞİN TOPLUMSAL TARİHİ

Genel olarak arşivler; kurumların, gerçek ve tüzel kişilerin gördükleri hizmetler, yaptıkları haberleşme ya da işlemler sonucu oluşan, toplanan biriken ve bir nedenden ötürü saklanan dokümantasyon, söz konusu dokümantasyona bakan kurum, bunları barındıran yer olarak tanımlanmaktadırlar (Uluslararası…1969:4).

Arşivler, geçmiş ile bugün arasında bağlantı kurmak gibi oldukça önemli bir misyonu yüklenmektedirler. Devletlerin, kurumların ve kişilerin haklarını korumak, saklamak, devletler arası ilişkileri belgelemek arşivlerin görevleri arasında sayılmaktadır. Arşivler, ait oldukları dönemin toplumsal, ekonomik ve ticari yapısını, ilgili döneme ait kurumsal ilişkileri ortaya koyan belgeleri bünyelerinde bulundurmaktadırlar. İlgili konularda yapılan araştırmaların belgelere ve bu belgelerin hizmete sunulduğu arşivlere dayandırılmadan sağlıklı biçimde yürütülmesi oldukça güçtür


Tüm kurumlar belirli gereksinimlerin sonucu olarak ortaya çıkmaktadırlar. Bu gereksinimler, aslında kurumsal varlığın oluşum nedenlerini ortaya koymaktadır. Toplumsal yaşamın ve buna bağlı ilişkilerin bir parçası olarak var olan arşivlerin, hizmetlerini sağlıklı olarak gerçekleştirilebilmesi için, oluşum nedenleri ve hizmetlerinden beklentilerinin doğru analiz edilmesi gerekmektedir.

Pek çok kurumsal yapı gibi arşivlerin ve arşivciliğin gelişiminde de batı dünyası tarih içerisinde önemli bir yere sahiptir. Batı dünyası uzun uykusundan (Karanlık Çağ) yeni yeni uyanırken, feodal dönemin sonlarında ilk hareketlenmelerden birinin, bir araştırma ortamı olarak en güvenilir kaynakların, birinci el kaynakların bulunduğu arşivlerde oluşu oldukça ilgi çekicidir. Portekizler okyanuslarda maceraya atılırken, İtalya’da Pavria’da eski belgelere yönelik ilk bilimsel incelemelerin yapılması, var olan statik düzenin değişimine yönelik iki ciddi atılımdır.

İnsanın toplumsal bir varlık haline dönüşmesi, ortaya konulan bilgi birikiminin ve bu bilgilerin devamlılığının bir sonucudur.

İlkçağ insanlarından miras kalan tarihin ve toplumsal/ekonomik hayatın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması yaklaşımı; Sümerlerde “Nar” daha sonra “Groit”’ler, kabile yaşlıları, rahipler ve ozanlar tarafından hayata geçirilmiştir. Ardından yazılı kültüre geçişle birlikte kil tabletler, tarihin karanlık yüzüne ışık tutan, yönetsel, idari, ticari ve toplumsal hayatın yasalarını ortaya koyan belgeler olmuşlardır.

5000 yıldan fazla süredir insanlar, birey ve toplum hayatına ilişkin tüm deneyimlerini yazarak ve belgeleyerek saklamaktadırlar.

Belgeler, hükümranlıkların, kurumların ve bireylerin birbirlerine karşı olan sorumluluklarının gerçekleştirilmesi ve sürdürülmesinde birinci el kaynaklar olmuşlardır. Belgeler, birey ve kamu hayatının resmi yönünü doğrulama ve onaylama aracı olarak görev yapmanın yanı sıra, tarihin oluşumunun da ana kaynağıdır. Belgeler, savaşlarda politik silah, barışta mukavele, işgal için gerekçe olurken, birey ve toplum hayatının varlığının bir delili ve sürekliliğinin teminatı olma gibi hayati işlevlere sahipti


TARİH:

Ortaçağda oluşturulan ilk kapsamlı belge çalışması olarak Domesday (Eve ya da ülkeye ait anlamlarına geliyor Book’lar gösterilmektedir.

1085 yılında İngiliz kralı olan William the Conqueror’un tarafından 2 cilt halinde hazırlanmıştır. Kral, öncelikle ülkesinin sınırları içerisinde yer alan tüm bölgelere ilişkin belgelerin toplanmasına yönelik bir emir vermiştir. Kral ülke sınırları içerisinde gerçekleşen tüm olayları belgelemek ve insanların yazdığı her şeyi toplamak amacıyla böyle bir girişimde bulunmuştur.
“Büyük Domesday” ve “Küçük Domesday” olarak iki cilt olarak hazırlanmıştır. Eser içrisinde, toprak sahipleri (soylular), serfler, toprağın kullanım şekli, statüler, vergi yasaları, hukuki düzenlemeler ve uygulama biçimlerine ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler toplanmıştır.

Ancak arşivsel düzenlemelere ilişkin çalışmalar epey geç tarihlerde başlamıştır. 1284 yılında Naple’de Anjou arşivinde ilk defa envanterler ve tüzüklerin kullanılmaya başlanmıştır. Fransa’da Piere de Etampes 1318’dan itibaren Tresor des Chartes Arşivinin kütüklerini ve kayıtlarını kataloglamaya başlamıştır. Yine İngiltere’de William Stapleton 1323’de Exchequer (Devler Hazinesi)‘nin envanterlerini hazırlayan kişi olmuştur. Bu tarihten itibaren tüm Avrupa’da var olan arşiv koleksiyonları, idari hizmetlerin bir ürünü olarak görülerek, düzenlenmeye ve listelenmeye başlanmışlardır

İlk moden üniversitelerin kurulması da arşivcilik açısından oldukça önemlidir. Bologna Üniversitesinin 1158 tarihinde kurulmasıdır. Ardından 1179 tarihinde Paris Üniversitesi kurulmuştur. Özellikle hukuk, sanat tarihi ve teoloji üzerinde çalışmaların yapıldığı bu üniversitelerin arşivcilik tarihi açısından, iki önemli özelliğinden söz edilmektedir. Birincisi ilk üniversite arşivlerinin oluşturulması ikincisi de teoloji yanında roma hukukunun ilk üniversitelerle gündeme gelmesiyle idare hukukundaki değişimler.

Özellikle 13 ve 14. yüzyıllarla birlikte arşivler, belgelerin depolandığı kamusal alanlar (public place) olarak tanımlanmaya başlanmıştır. Yine arşivlerin birinci el kaynakları sağlayan yerler olarak tanımlanması bu dönemde gerçekleşmiştir.

Batıda aydınlanma hareketleri sadece ekonomik ve ticari hayatta değil toplumsal, kültürel ve yönetsel yapıda da büyük değişikliklere yol açmıştır. Hıristiyan mitlerine dayanan efsanelerin yerini değişken bir geleceğin belisizliğine bırakması, kiliseyi büyük endişelere sürüklemiştir. Matbaanın icadıyla korkular doruğa çıkmıştır. Rönesans İtalyası geçmişin yeniden keşfinde Avrupanın ilk merkez üssü olmuştur. Coğrafya alanında Portekiz serüvencileri neyse, İtalya tarih alanında öyle olmuştur. Eskiye dair kaynakları incelemek için ilk kaynaklar el yazmaları olmuştur (Boorstin 1996:550-551).
Diğer yandan matbaanın yaygınlaşması yazılı kültürün hızla yayılmasına yol açarken, bu yeni kültürel atmosferden yararlanarak kendilerine itibar kazandırmak isteyen sahtekarlar da döneme damgasını vurmuştur. Kendilerinin somut bir geçmişi olduğunu kanıtlamaya çalışan feodal senyörler, sahte belgeler düzenlemeye girişmişlerdir. Bu durum bir taraftan belgelerin özgünlüğüne yönelik tartışmalara yol açarken, diğer taraftan da çağdaş tarih anlayışının, alternatif olarak ortaya çıkışının kaynaklarından sayılmaktadır. “Hayali bir geçmişin itibarsızlığına karşı hızla yükselen bilimsel tarih bilinci”, kendini özgün belgelerde aramış ve dönemin arşivlerini keşfetmeye yönelmiştir. Çağdaş tarihsel eleştiriyi ortaya koyan kişilerin öncüleri, “rahatlatıcı yanıtları sağlamaktan çok, utanç verici sorular sormaktan geri durmayan” kişiler olmuşlardır.
Bunlardan en önemlilerinden ve çağdaş tarihin kurucularından sayılan Lorenzo Valla (1407-1457)’dır. Valla yanıltıcı tarih anlayışına ilk saldırısını, Papa IV. Euqenius döneminde İmparator Büyük Konstantin’in (280-337), “Konstantin’in Bağışı” adlı belgeye dayanarak, mucizevi bir şekilde cüzzamda kurtulmasına yönelik olarak yapmıştır. Valla 1440 yılında yazdığı “Konstantin’in Bağışına İlişkin Bilimsel İncelemesi”nde, hazırlanan belgenin bir sahtekarlık olduğunu öylesine doğru bir şeklilde kanıtlamıştır ki, bu olaydan sonra çok az kişinin belgeye başvurmaya cesaret ettiği söylenmektedir (Boorstin 1996:550-551).

Reform hareketleri içerisinde Avrupa’da yaşanan savaşlarda da belgeler hep ön planda olmuştur. Otuz Yıl Savaşları (1618-48) eski belgelere dayanarak egemenlik talep eden katolik ve protestan prensler arasında bütün bir Avrupada çatışmalara neden olmuştur.

Fransa’da mutlak bir kralın tehditlerine karşı yerel iktidar için yasal davalar açan soylular, “Diplomatik Savaşlar” olarak adlandırılan savaşları yapmışlardır. Çağdaş tarih incelemesi için çok önemli olan “belge incelemesi bilimi” bu gereksinimlerden doğmuştur

Avrupa’da ilk merkezi arşiv Simances Arşiv Deposudur. 1524 yılında İspanya Kralı I. Charles Royal, Castille Kraliyet Arşivini (Archives of Castille), Simances Kalesine transferini emretmiş. Kralın Arşivin kuruluşuna yönelik verdiği emirler arasında, “belgelerin günlük kullanımlarının mümkün kılınmasını” istemesi, arşivlerin yavaş yavaş bir araştırma merkezi olarak algılanmaya başlandığının bir göstergesidir. Simances Arşiv Deposu, Avrupada arşiv depoları arasında, belgelere yönelik tasnif işlemlerinden ayıklama işlemlerine kadar, kullanım ilkelerinin belirlenmesinden, saklama şartlarının ortaya konulduğu tüzüğe kadar, ilklere imza atmıştır

Fransa da II. Francis, İspanya örneğinden hareketle kendi kraliyet arşivini kurmuştur. İsveç Mahkeme Arşivleri (Chancery), 1618 yılında oluşturulmuştur. İsveçte belgeler, Riksartiv’de oluşturulan merkezi arşiv depolarında saklanmıştır. Danimarka Kraliyet Arşivi 1655 yılında kurulmuş ve 1720 yılında uzunca bir süreden sonra arşiv çalışmalarına başlamıştır. Batıda bu tür gelişmeler olurken Doğuda da arşivler üzerine çeşitli çalışmalar söz konusudur. Çin’de 16. yüzyılda henüz elle yazılan sayısız belge, Çin İmparatorluğu’nun arşiv depolarının oluştumasında önemli bir etken olmuştur. “The Hung Shi Chen” Türkçesiyle İmparatorluk Belge Deposu, 1534-35 yılları arasında imparator Ming Jiajing tarafından oluşturulmuştur. Bu depolarda ağırlıklı olarak soylu kişilere ait belgelerin bulundurulduğu dile getirilmektedir

Rönesans ve reform hareketleri ile, kiliseler, kendi pozisyonlarının tarihsel geçerliliğini ortaya koyabilmek için belgeleri toplamaya ve koruma altına almaya başlamışlardır. Vatikan Gizli Arşivi 1612 yılında kurulmuştur. 16. ve 17. yüzyıllarda İngiliz parlamenterler ve asillerinin, kendi politik beklentilerini doğrulamaya yönelik olarak tarihsel belgeleri ağırlıklı olarak kullanmaya başladıklarından söz edilmektedir

Arşivler, yeni kurulan devletlerin yasal dayanakları olmaya başlamıştır. Yeni sınırların yönetiminin gerçekleşmesinde belgeler temel göstergeler olmuştur.

Arşivler mülkiyetin ve toplumsal hayatın düzenli bir şekilde yürümesi ve devamlılığının teminatı olarak görülmeye başlamışlardır. Bu da toplumla bireyler arasındaki ilişkilerin gelişmesiyle gerçekleşmiştir.



Örneğin 1215 Magna Carta, 1626 Petition of Rights (Haklar Bildirgesi), 1688 Bill of Rights (Haklar Tasarısı), 1776 Amerikan Bağımsızlık Beyannamesi çerçevesinde birey ve toplum hayatının yeniden şekillenmesinin yasal alt yapısı oluşturulmuş ve doğal olarak arşivleri etkilemiştir.

İngilizlerin endüstri alanında yaptığı atılımlara karşın, Fransızların siyaset ve ideoloji alanındaki hareketlerde ön plandadır. Doğal olarak Fransız arşivciliği 1789’a değin ciddi atılımlar gerçekleştirmiştir.

18. yüzyıl düşünce adamlarının çerçevesinde yoğunlaşmıştır. Bu dönemde “insanın bilincinin malı” haline dönüştüğü dile getirilmektedir. Newton, Lagrence vb. pek çok doğa bilimcinin yanı sıra, kendilerini “fizyokratlar” olarak adlandıran iktisatçıların, aydınlanma felsefesi adıyla, önce İngiltere’de ardından Fransa’da, son olarak da Almanya’da dalga dalga yayılan, doğa bilimleriyle, toplumsal yaşamı, felsefeyle ekonomik yaşamı ilişkilendiren yeni bir dünya düzenini oluşturulduğu görülmektedir.

J.J. Rousseau ile egemenliğin halka ait olduğu ve bunun kimseye devredilemeyeceği düşüncesi, sadece düşünce adamlarının değil genel idarinin de benimsediği kabul edilmesi zorunlu ve gerekli değişimler olarak görülmeye başlanmıştır.

1789 Fransız devrimi arşivler arşivcilik açısından da bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Devrimle birlikte gündeme gelen ulusal devlet anlayışı ve buna bağlı olarak Ulusal Arşivin kurulmasıyla, belgelerin yeni kurumsal yapılar için vazgeçilmez bir iletişim ve doğrulama aracı oluşu, bu değişimin sonuçları olmuştur. Yeni hizmet sektörlerinde kurumsal yapılar, artan ve çeşitlenen örgütler, yönetim alanında da uzmanlaşmaya gidilmesine yol açmıştır. Yeni toplumsal ve idari yapıya paralel olarak belgelere bakış açısının, ele alınış biçiminin değişimi, belgelerin sadece yönetim ve devlet hayatına ilişkin yürütülen çalışmaları koruma değil, toplumsal ve kurumsal amaçlar doğrultusunda da üretilip kullanılması gündeme getirmiştir. Bu yeni yaklaşımlar doğrudan yasalara da yansımıştır
Ancak bu sürece kadar altyapı unsuru olarak 17. ve 18. yüzyıllar boyunca arşivcilik alanında belirgin gelişmeler söz konusu olmuştur. Axel Ovenstierna üst düzey bir devlet görevlisi olarak İsveç arşivleri için bir yasal düzenleme çalışması gerçekleştirmiştir. Yine Baldossare Bonifica’nun “De Archives” adıyla hazırladığı kitabı 1632’de yayımlanmıştır. Bonifica’nun çalışma arkadaşlarından Albertino Barisoni’nin 1620 yılında yazdığı “De Archives Cammentaria” ancak 1727 tarihinde yayımlanabilmiştir. Çalışma, dönemine ilişkin arşivcilik alanında en önemli düzenleme ilkelerini belirleyen eser olarak tarihe geçmiştir. Gerek Bonifica gerekse Barisoni’nin ve daha önce Bacon’un üzerinde yoğunlaştıkları asıl nokta ulusal bir arşiv kurma çabası olmuştur. Arşivlerin birleştirilmesine yönelik artan çabaya rağmen, Avrupada ve güçlü bir arşiv geleneği olan Uzak Doğuda, arşivler açısından dönemin karaketistiğinde ağırlık, merkezi olmayan depolar oluşturmaktadır. Arşiv belgeleri çeşitli arşiv depolarına yayılmış durumdadır. Monarşiler kendi belgelerinin yanı sıra yeni oluşan kurumsal yapılara ait belgeleri de saklamaktadırlar. Ancak arşivler hala basit düzeyde organize edilmektedirler. Merkezi arşiv sistemlerinin olmayışı ve ulaşım zorluklarından dolayı araştırmacılar tarihi belgelere ulaşmakta büyük oranda zorluk çekmektedirler. Bununla birlikte arşiv materyallerine erişim de çoğunlukla oldukça sınırlı tutulmaktadır. Dönemde arşivlerde yer alan belgeler monarşiye ait kabul edilmiştir.
Ulusal arşiv boyutunda olmasa bile merkezi arşivlerin Avrupada 1700’lü yıllarla birlikte görülmeye başlandığı bilinmektedir. 1705’de başlayıp 1713’de biten Hanover’deki arşiv binası, farklı bölgelere ait belgeleri depolamak amacıyla kurulmuştur. Yine Avusturya’da 1749’den 1762’ye kadar, dışişleri yasalarına ait belgeler Haus-Hof ve Statsarhive’de toplamıştır. 1784’de İskoçya Kayıt Evi oluşturulmuştur (Postner 1984:3-4). Paris parlamentosuna ait kayıtların 1254 yılında 1789 tarihine kadar düzenli olarak tutulduğu dile getirilmektedir (Bildidici 1996:8). Ancak bütününde Fransız Devrimine kadar ulusal anlamda arşiv ve arşivciliğin ele alınmadığı görülmektedir.

Fransa için de Devrime kadar dağınık arşivler söz konusudur. Sadece Paris’de 1782’de 405 arşiv deposunun var olduğundan söz edilmektedir (Postner 1984:5). Yine 1772’de yapılan bir ankete göre, Fransa içerisinde toplam 5700 arşiv deposunun var olduğu saptanmıştır

Fransız Ulusal Arşivi 9 Temmuz 1789’da kurulmuştur. Arşivde Parlamentoya ait toplantı tutanakları, meclisin aldığı kararlar ve yayımladığı kanunlar vb. arşiv malzemelerinden oluşan ilk koleksiyon nüvesiyle oluşturulmuştur. Zamanla eski rejime ait belgeler de koleksiyona eklenmiştir. Paris meclisi ve kiliseye ait belgelerle koleksiyonu zenginleşmiştir. 25 Haziran 1794’de alınan bir kararname ile; devlet teşkilatı içerisinde yer alan belgeler, noterlik ve çeşitli özel kuruluşlara ait arşiv birimlerindeki belgelerin, güncel kullanımlarının ardından ulusal arşive aktarılması kararlaştırılmıştır

Fransız Devrimi ve buna bağlı olarak ilk ulusal arşivin kurulması ile, devlete ait birimler tarafından üretilen ya da korunan belgelerin doğrudan toplumun malı olduğu gerçeğiyle halka açmasıdır. Bu örnek yaklaşım pek çok batı ülkesi tarafından da zamanla benimsenmiş ve uygulamaya geçirilmiştir. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde bu nosyon, korunan belgelere halkın erişiminin sağlanmasında, önceden belirlenmiş standartların oluşturulmasıyla daha da geliştirilmiştir.

Fransız devrimiyle birlikte arşiv alanında gözlenen bir diğer değişim, İnsan Hakları Beyannamesinin 37. Maddesinde de açık olarak ortaya konulan arşivlerin şeffaflaştırılmasıdır. İlgili madde de, “Tüm yurttaşlar her arşiv deposuna kısıntısız erişim hakkına sahiptir” ifadesi yer almaktadır. Bu maddeyle yasal olarak arşivler halkın kullanımına açılmıştır

Bu düşünce 19. ve 20. yüzyılda arşivlere bakış açısındaki değişimin de temelini oluşturmuştur. Pek çok ülke Fransız Arşiv Sisteminden ve kurumsal teşkilat yapısından etkilenerek kendi arşiv ve buna bağlı kurumsal alt yapılarını oluşturmuşlardır. Almanya’da Allegmen Rijkarchif, Belçika’da Archives Generalesdu Royuame merkezi arşivler olarak, Fransız geleneğinden esinlenerek kurulmuştur. Batı Avrupa devletleri başta bakanlıklar olmak üzere, teşkilat yapıları içerisinde, kendi arşiv alt yapılarını oluşturmuşlardır. Zamanla bu arşivler birleştirilerek ulusal arşivlere dönüştürülmüştür. Örneğin İngiltere’de yerel olarak hizmet veren Public Records Office’ler ve mahkeme tutanaklarının yer aldığı Master of Rolls Office’ler birleştirilerek ulusal arşiv al yapısı oluşturulmuştur.

Arşivlerin bir ulusal kültür mirası olarak algılanmasıyla, siyasal açıdan değeri de yükselmiştir. Öneğin Napolyon; Hollanda, İspanya, Almanya ve İtalya’yı işgalinin hemen ardında bu yerlere ait belgeleri kendi ulusal arşivine katmıştır. Napolyon, “Birleşik Avrupa” düşünü, ele geçirdiği yerlere ait kültürel unsurların önemli bir parçasını oluşturan dokümanter kayıtları toplayarak gerçekleştirebileceğine inanmıştır. Napolyonun “Birleşik Avrupa” düşü, 1814 yılında düşmesiyle ortadan kalkmış ve ülke tekrar demokrasiye yönelmiştir

Dünya tarihi eski dönemlerden daha güncel dönemlere kadar benzer uygulamalarla doludur. Örneğin 1296-1651 yılına kadar İskoçya’ya ait arşiv kaynakları İngilizlerce yağmalanmıştır. Yine güncel bir örnek olarak II. Dünya savaşında Japonlar Hong Kong arşivlerini yağmalamışlardır

Fransız devriminin ortaya koyduğu bir diğer sonuç da milliyetçiliğin yükselişi olmuştur. Milliyetçiliğin etkisinde kaldığı dile getirilen 19. yüzyıl Avrupasında, tarihe dayalı bilimsel araştırmalar (historical scholarship) hızla artırmıştır. Tarihe ve ulusal değerlere yönelik araştırmalar, arşivciliğin profesyonel bir disiplin olarak gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Yine özel kurum arşivleri, Fransız Ulusal Arşivi’nin kurulmasının ardından, onu model alarak mevcut arşiv geleneğinin dışında yeni açılımlar yaratarak oluşturulmaya başlanmıştır.

19. Yüzyıl Fransız arşiv geleneğinden etkilenerek pek çok batı ülkesinin kendi ulusal arşivlerini kurmaya başlamıştır. 1809’da İsveç Ulusal Arşivinin kurulmasının ardından bunu örnek olarak, Finlandiya Ulusal Arşivi kurulmuş, ardından 1814’de Norveç Ulusal Arşivi ve 1848’de Danimarka Ulusal Arşivi oluşturulmuştur. Belçika’da ulusal arşiv (Dutch Allegement Rijksarchief) bu dönemde kurulmuştur (Bradsher 1994:28). 1818’de İtalya Kraliyet Arşivi, 1843’de Sicilya da bir merkezi arşiv kurulmuştur. İngiltere, İsveç ve Prusya ulusal arşivlerini, bakanlıklarda ve mahkemelerde yer alan belgeleri birleştirmek yoluyla oluşturmuşlardır. İngiltere’de 1838 yılında parlementonun kabul ettiği İngiliz Ulusal Arşivi (Public Records Office)’in kurulmasına ilişkin kanunla, İngiliz Ulusal Arşivi kurulmuştur. Bu kanunla merkezi hükümete ait tüm resmi belgeler koruma altına alınmıştır.

İngiliz Ulusal Arşivi’nin hizmetlerinde dönüm noktası oluşturan gelişme, 1851 tarihinde 5 yılını tamamlayan monarşiye ait belgelerin ulusal arşive getirilmesine ilişkin kanunun çıkarılması oluşturmuştur. İsveç ve pek çok batı ülkesinde ulusal arşivler, yüksek makemelerde yer alan kayıtlar nüve kabul edilerek oluşturulmuştur (Postner 1994:26).

Ulusal arşiv Hindistan’da 1891 yılında İngilizler tarafından oluşturulmuştur. Yine Endonezyada 1892 yılında ulusal arşiv kurulmuştur. Güney Amerika’da Arjantin ulusal arşivini 1821 yılında oluşturmuştur. Kuzey Amerika’da Kanada’da Provincial Archives of Nova Scotia 1857 tarihinde kurulmuş, Kanada Ulusal Arşivi ise 1872 yılında oluşturulmuştur (Bradsher 1994:26-27).1

Amerika Birleşik Devletlerin’nde yükselen yurtseverlik bilinci, tarihi belgelerin korunmasına duyula ilgiyi artırmıştır. Massachusetts Tarih Derneği (Massachusetts Historical Society)’nin 1791’de kurulmasının ardından geçen 60 yıllık süreçte 200’ün üzerinde ülke çapında yerel ve bölgesel dernekler kurulmuştur.

Yine bu alanda yayıncılığın da desteklenmesi söz konusudur. İngiltere’de “Roll Serileri” ve “Kamu Evraklarının Takvimi”, aynı dönemde ABD’de “Kamu Evrakları (American State Papers)” yayınlanmıştır (O’toole 1990:35).

Bilimsel tarih alanında yükseköğretim düzeyinde okulların açılmasıyla arşivcilik eğitimi de bu kurumların bünyesinde ele alınmaya başlanmıştır. Arşivcilk alanındaki bu gelişmeler 1895 yılında İngiltere’de Tarihsel Elyazmaları Komisyonu ve 1899’da da Kamu Arşivleri Komisyonu’nun kurulmasına yol açmıştır. Arşiv materyallerinin giderek artan kullanımları ile arşiv yönetimi alanında da önemli gelişmeler olmuştur. 19. yüzyılın sonlarına kadar arşivciler, tarih ya da kütüphanecilik alanlarında eğitimlerini yürütmüşlerdir. Ancak bu gelişmeler güncel belgelere ilişkin çalışmaların bir kenara itilip tarihi belgelere yönelik çalışmaların yoğunlaşmasına neden olmuştur. Araştımacıların gereksinim duyduğu belgeler genellikle konularına göre düzenlenmişler ve kütüphanelerdeki gibi kataloglanmışlardır. Belgeler genellikle bibliyografik, topografik, askeri unsurlar, yönetim anlayışı ya da kilisenin etkisinde, orjinal bağlantılarına bakılmaksızın düzenlenmişlerdir.

1840 yılında Fransızlar modern arşivciliğin gelişiminde önemli bir adım daha atmışlardır. “Respect des Fonds”, belgelerin oluşum ilişkisi göz önüne alınarak düzenlenmesi yaklaşımı, belgelerin oluşturuldukları ortamın koşulları doğrultusunda ve bu koşullar göz önüne alınarak düzenlenmesine dayanmaktadır. Günümüz arşivlerinde belgelerin düzenlenmesi, bu yaklaşıma doğrultusunda gerçekleştirilmektedir (History of Classic… 1999:2). Bu prensip 1890’a kadar yaygın bir kullanım alanı bulamamıştır. Bu tarihte Prusya’da prensip daha da geliştirilerek “provenans” ortaya çıkmıştır. Almanya her iki prensibi de onaylayarak 1898’de ilk modern arşiv el kitabını oluşturmuştur (The Manuel for the Arrangement and Description of Archives by S. Muller, J.A. Feith, and R. Fruin).

Ulusal ve bölgesel olarak arşiv kurumlarının büyümesi ve arşivcilik alanında teorik yaklaşımların olgunlaşması ilk organize arşiv okullarının da kurulmasına yol açmıştır. 1821 yılında Ecole des Chartes, Paris’de kurulmuştur. Açılan okul, aynı zamanda arşivcilik alanında bağımsız programlarla eğitim yürüten ilk arşivcilik okulu olarak tarihe geçmiştir. Bu modelden hareketle Viyana’da, Avusturya Tarih Araştırmaları Enstitüsü 1854 yılında kurulmuştur. 1877’de Rusya’da St Petersburg’da Arkeoloji Enstitüsü arşivcilik eğitimine başlamıştır (Bradsher 1994:26-28).

Arşivlerin idari yönetim içerisindeki teşkilat yapısı da değişikliklere uğramıştır. Aslında arşivler kim gücü elinde bulunduruyorsa onun elinde bir silah gibi kullandığı araçlar görünümündedir. İlkel çağlarda hükümdarlar, ortaçağda kilise, yakınçağda monarşiler ve modern çağda devletler arşivlerin doğrudan denetleyicisi ve kullanıcısı durumundadır.

Arşiv hizmetlerinden beklentiler yine koşullara göre değişime uğramıştır. Ortaçağda ve hatta yakınçağda güç ve ihtişamın simgesi olan arşivler, rönesans ve reform hareketlerinin de en önemli besin kaynaklarından birini oluşturmuşlardır. Yine geçmişe dönük her türlü çalışmanın yapıldığı, orjinal, birinci el kaynakların bulunduğu arşivler, her dönemde araştırmacıların yoğun olarak kullandıkları yerlerden biri olmuşlardır.